WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın

İÇ SES

Biliyorum gelgitler oluyor. Bugün hatta belki bu saate kadar kuru bir ot yığını gibi hissettim kendimi. Varlığımı bulmak yaşadığımı hissetmek için, bir inek veya keçinin gelip, parçamı ağzına alıp geviş getirmesini bekledim saatlerce.  Ancak üstüme yıllar öncesine ait ölü bir toprak çöktü. Kumsalda oynayan ve oyun için boğazına kadar kuma gömülen çocuk gibiydim.  Susan ve herhangi biri ile konuşma dürtüsünü yitirmiş, uğuldayan bir yüzdüm.

Birçok sebebim olabilir. Üzerine çok düşünme gereğinin, gerekliliğini sorguladım durdukça. Birileri çıkıp parmakla işaret edip bir güruha beni, işte en akıllımız budur dedi. Hayır, en deliniz benim diyemeyen dilime ve cesaretini yitirmiş yüreğime küskün kaldım.

Âlemim ben, onun bir parçasıyım çünkü.  Âlemin toz zerresiyim. Yeterli uzaklıktan bakarsa biri, ona teleskop lazım olacak, yoksa milyarlarca karınca arasında nasıl bulacak ki beni? Görev olarak kendime yüklediğim bazı şeylerde ilerleyememenin verdiği yenilgi hissi, beni kocaman paralar gibi kuruşlara bozduruyor. Tembel çocukların elinde kara kalemle çözülemeyen problemler gibiyim.

Ancak ben buyum ve ben, bende ki bu beni seviyorum. Annenin koşulsuz sevmesi gibi, özürlerin, eksikliklerin ve olumsuz olan her şeyinle. Budur insanın olayı; ya koşulsuz sevgi kendine dair, ya da hiçlik. Bu iki şey içsel dünyada mutluluğu arayışta başlangıçtır.

Biliyorum insan kendi derinliğinin içinde boğulmaz zira insan kendi içinde olan kuyuya düşemez. Kuyuyu var eden kuyuya sığmaz. Bu gerçekleri görmeden yanılsamaları nasıl yıkabiliriz. Yıkma düşüncesi bile içimdeki atları, bulmak maksadıyla dörtnala süren süvariyi harekete geçirir.

Bulursam eğer, atın yelesinden esen rüzgârın hatırına onu bir kafese koyar uzun süre taşırım.    Yorulduğumda kafesten çıkarır Lut’a gönderilen meleklerdendir, ahir zamanda eksik kalan bir parçayı getirdi bana derim.  Onunla bir sırım köz alıp koca bir ormanı yakmaya gidecektik. Yıkımdan bahara, bahardan çiçeğe, çiçekten bir filize varacaktık. Elbette ki eşelediğimiz toprağa yüzlerce değil tek bir tohum bırakacaktık.  

Ama üzerime yapışan kirli, dalgın ve dağınık karakteri kemiklerimden sırıyıp alan sıcak rüzgâr.  Kulağıma fısıldayıp – vaktiyle bir kadın tanıdım, şeyhinin ona verdiği beyanatını kefenine sarıp götürdü.  Koca bir karanlıktan kendisine fener diye eskimiş birkaç sayfa aldı. Ben halen sıska ışığına mahkûm bir özlemle, üzerimde eskimiş bir deri ile o kadını beklerim- dedi. Beklemek dedim sonra dalgın bir şekilde, rüzgarın inleme sesidir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: